Bedri İpekli / HIDRELLEZ


HIDRELLEZ

BAHARIN MÜJDECİSİ…… DOĞANIN UYANIŞI

 

Bilindiği üzere 6 Mayıs Hıdrellez’in kutlandığı gündür. Hıdrellez gününün, Hızır ve İlyas’ın yer yüzünde buluştukları gün olduğuna inanılır ve bu nedenle kutlamalar yapılır.

Bu günde insanlar dışarı çıkarlar ve yeşillikler içinde türküler ve maniler söyleyerek, salıncaklarda sallanarak Hıdrellez’i kutlarlar.

(Hüdai Ülker’in yazısı)

Ben Makedonya’da 8 yaşına kadar yaşadım, belki fazla bir zaman değil bu. Ama orada yaşadığım bu zaman dilimi süresinde o denli yoğun yaşamışım ve aklımda o kadar çok şey kalmış ki, şimdilerde ben bile buna hayret ediyorum. Gerçi insanın aklında uzun zaman dilimleri kalmaz, sadece an’lar kalır, ama bu an’lar diğer an’ları da çağrıştırdığı için sonunda uzun zaman dilimleri ortaya çıkıyor.

Ben de, Makedonya’da yaşanan Hıdrellez günlerinden bazı resimler anımsıyorum. Bu günlerde kırlara çıkardık, büyük ağaçlara salıncaklar kurardık, kırlarda sofralar kurup yemekler yerdik. Herkesin elinde çiçekler ve dal parçaları vardı. Makedonya Türkleri çiçekleri ve ağaçları çok seven bir toplumdur. Normal günlerde bile herkesin elinde ve kulağının arkasında çiçek bulunurdu, Hıdrellez günlerinde bu sevgi doruğa çıkardı. O günlerden kalma bir söz hatırlıyorum: ‘Hıdrellez, eve gelinmez’ derlerdi. Yani o gün akşama değin dışarda geçerdi.

Şimdi burada, Hıdrellez geldiği için, Türk Kültürü dergisinin eski bir sayısında yayınlanmış, Makedonya’daki Hıdrellez kültürüyle ilgili bir yazıyı aktarmak istiyorum. Benim çok ilgimi çeken, ilginç bir yazı bu. Sizlerin de beğeneceğinizi umuyorum.

İsmail Eren’in kaleme aldığı bu yazı aynen şöyle:

MANASTIR TÜRKLERİ’NİN BAZI HIDRELLEZ ADETLERİ

Yugoslavya Türkleri’nin folkloruna dair faydalı bilgiler, vaktiyle vilayet merkezlerinde yayınlanan resmi ve bağımsız gazete, dergi ve salnamelerde de bulunmaktadır. İşte biz, Rumeli’nin birçok şehirlerinde çıkan süreli yayınları incelediğimiz vakit, Türk folkloruna dair değerli bilgilerden başka, ara sıra ilgi çekici yazıların da yayınlandığını tespit ettik.

Bu konu ile ilgili bir yazı, 1908 yılında ilan olunan II. Meşrutiyet’ten, 1912’de vukubulan Balkan Savaşı’na kadar Manastır’da İttihat ve Terakki Partisi’nin organı Neyyir-i Hakikat gazetesinde yayınlanmıştır; yazı beğenildiği için Enis Avni’nin (Aka Gündüz) hemen aynı devre içinde Selanik’te çıkardığı ‘Kadın’ dergisi tarafından iktibas olunmuştur.

‘Martifal’ adını taşıyan ve Aziz Hüdai tarafından kaleme alınan bu yazıda, Balkan Savaşı’ndan önce Manastır şehrindeki Türk kadınlarının altı Mayıs’a tesadüf eden Hıdrellez günü ile ilgili bazı adet ve inançlar tavsif olunmuş ve bu vesile ile beş mani de yayınlanmıştır. Mamafih, bu yazı ilmi bir maksatla değil, bu gibi ‘batıl inançları’ yermek için yazılmıştır.

Fakat, bugün bu yazı, Makedonya’daki Türklerin unutulmaya yüz tutan adet, inanç ve edebiyatlarına dair değerli bilgiler ihtiva ettiğinden, Aziz Hüdai’nin bu yazısını sadeleştirip konu dışında olan kısımları da bırakarak yayınlamayı uygun bulduk.

Edindiğimiz bilgiye göre, bu makalenin yazarı Aziz Hüdai subay olup, Balkan Harbine ait hatıralarını yayınlamıştır. Ayrıca Fransızca’dan Türkçe’ye iki eser çevirmiştir.

MARTİFAL

Artık, ‘martifal’mı, ‘mantifal’mı, ben de bilmiyorum. Her halde pek tuhaf bir şey. Gerçi Hıdrellez geldikçe kadınların ‘Eğri değirmen’ tarafına toplandıklarını, orada kısmet denediklerini işitiyordum; fakat, nedense, şimdiye kadar merak edip de bu kısmet imtihanının nasıl yapıldığını sormamıştım. Geçenlerde Fransızca bir gazete elime geçti. Orada kadınların kısmet bakmak konusunda ne gibi çarelere baş vurdukları yazılmıştı….

Manastır kadınları ‘Eğri değirmen’e gider, bir kısmı şemsiyenin ucu ile değirmenin damındaki kiremidi çevirir, güya kısmetini açarmış. Diğer bir kısmı ise değirmenciye bir metelik vererek taşın üstünde döner, kısmetini bilmem ne yaparmış. Fakat dünyanın her tarafında ‘Eğri değirmenler’ olmadığından Manastır’da ‘Eğri değirmen’e gidemiyenler ile mahalledeki kadınlar ‘martifal’ usulüne baş vururlarmış.

Martifal şu şeye denir: Birkaç evin kadınları bir yere toplanır, bir küpün içine her biri bir şey atarmış. Mesela kimisi düğme, kimisi para, kimisi çakı veya başka bir nesne bırakırmış. Küpün ağzı bir bezle kapanır ve bir de kilit takılırmış. Hıdrellez’den bir gün önce bu küp bir gül fidanının önüne gömülürmüş.

Ertesi gün erkenden kısmet sahipleri orada toplanarak küpü çıkarırlar. İçlerinden vakti geçmiş de kısmeti çıkmamış biri varsa küpün kilidini onun başı üzerinde açarlarmış. Bu şekilde o kızcağızın kısmeti de açılırmış. Bundan sonra pek iyi süslenmiş bir kız çocuğu getirerek, küpten, daha önce koydukları nesneleri çıkarırlarmış. Fakat bu kısmet kurası pek gülünç !... Kura çekilişine başlamadan önce, içlerinden biri bir mani okurmuş; mani bitti mi çocuk elini küpe sokarak kısmetlerden birini alırmış. Mesela bir düğme veya bir saç parçası çıktı, bu düğme veya saç parçası kimin ise, söylenen mani de ona ait olacak. Eğer sevgi bağlılığından bahsedilmişse, o kadın kocasından sadakat görecekmiş, değilse iş fena.

Gerçi kadınların sırrını bu kadar ifşa etmek iyi şey değildir ama, ne olursa olsun şurada bu manilerden birkaç tanesini yazacağım:

 

Nazik nazik esnerim,

Yari koynumda beslerim,

İç sütüni, afiet olsun,

Ben bardagi isterim.

 

Uzaktan seçilmiş,

Gönüldür geçilmez,

Gönül bir top ibrişim,

Dolaşmiş açılmaz.

 

Kala dibi sarmaşik,

Ben oldum yâre aşik,

Sofrada aklıma gelse,

Elimden düşer kaşik.

 

Mani mani martifal,

Martifalin adi var,

Her kime düşerse,

Devlet ile bati(bahtı)var.

 

Su serptim serin olsun,

Mezarim derin olsun,

Dünyada alamazsam,

Arette benim olsun.

 

Evet, Osmanlı subayı Aziz Hüdai yüz yıl önce böyle bir yazı yazmış.  Bizler için, o zamanlarki Makedonya Türklerinden söz ettiğinden ötürü nur içinde yatsın.

Sevgili hemşerilerim. Bu yazıyı yazmaktaki maksadım, bazı insanlarımıza eskilerden çok şeyler hatırlatması. Hey gidi günler, hey. Bugün bu adetlerden eser kalmadı……..

 

Bedri İpekli




Yazarın Tüm Yazıları:

»HIDRELLEZ  (14.01.2017 22:50:39)
»YENİ BİR YIL  (08.01.2017 11:51:47)
»Derneğimiz  (02.04.2013 15:05:39)