KOSOVA GELİŞMELERİ


Prof. Dr. Oya Akgönenç

Kosova, son yıllarda  Balkanlarda kurulan en genç ülkelerinden birisidir. Bağımsızlığını elde edebilmek için yılarca mücadele etmiş ve nihayet 17 Şubat 2008 yılında, Sırbistan’dan ayrılarak, bağımsızlığına kavuşmuştur.

Kosova tarihten beri, çeşitli ticaret ve ulaşım yollarının geçtiği bir bölgede bulunması sebebiyle stratejik önemi yüksek  bir yer olarak kabul edilmiştir. Birçok güç, bu topraklara sahip olmak için mücadele vermiştir.

Kosova, Osmanlı ordularının, kendilerine karşı bir araya gelmiş olan büyük bir Balkan gücünü yenerek, Balkanların fetih kapılarını açtığı bir yer olarak  tarihi bir önem taşımaktadır. Sırplar ve diğerleri, 1389 yılında, Kosova’da Osmanlı orduları karşısında büyük bir yenilgeye uğramışlardır. Bu sebepledir ki, 1989 yılında Sırpların o zaman ki lideri, Slobadan Milasoviç, o savaş tarihine denk düşen bir günde , Kosova ovasında  bir milyona yakın Sırbı toplayarak, büyük bir miting yapmıştır. Milosoviç, Sırpları galeyana getirerek, 20. yüzyılın sonlarında yer alan en kanlı savaşlardan birisini, Yugoslavya’nın ortasında başlatmıştır.

1945’de kurulmuş olan Sosyalist Yugoslav Federasyonu, beş Cumhuriyet ve üç özerk bölgeden meydana gelmiştir. Bu özerk bölgelerden bir tanesi de Kosovadır.

Kosova bölgesi bu statüsünü resmi olarak, 1974te yapılıp, kabul edilen yeni Yugoslav Anayasa’sı ile kazanmıştır. Buna rağmen, Yugoslavyanın kurucusu ve lideri olan Tito’nun ölümünden sonra Sırplar, mevcut kanunları ve yapılan yeni anayasası hiçe sayarak, Kosova’ya özerklik vermemiş ve tam aksine orayı kendi idarelerinde ve baskı altında tutmaya devam etmişlerdir

Mücadele Yılları:

Kosova’nın %90 nüfusu Arnavut asıllı olup, dilleri ve dinleri ile, ırkları ve tarihleri ile Güney Slavlar (yani Yugoslavlar)dan farklı bir grup’turlar. Lakin Kosovada bulunan % 10 altında ki Sırplar da bu yöreyi kendileri için tarihsel ve dinsel açıdan çok önemli kabul etmektedirler. Diğer azınlıklar da kendi tarihi yapıları ve etkileri ile Kosova içinde belli bir saygınlık talep etmektedirler.

Açık şekilde yeni anayasayı hiçe sayan Sırplar, Tito’nun ölümünden sonra 1981-1999 yılları arasında Kosovada yaşayan Arnavutlara, Türklere, Boşnaklara ve diğer Müslüman azınlıklara büyük bir baskı uygulamış ve onları adeta yıldırarak Kosovadan kaçırmaya çalışmışlardır.

 Diğer bir özerk bölge olan Sanjak’ta durum aynen bunun benzeri bir konumda olup, zaman içinde  daha da kötü ve vahim bir hale gelmiştir.

İşte o yıllarda Arnavutların kurduğu, Kosova Liberation Army yani Kosova Kurtuluş Ordusu, Haşim Taçi’nin idaresinde büyük bir mücadeleye başlamıştır. 1989-1999 yıllarında bu iç mücadele en çetin safhasına ulaşmıştır.

Bosna-Hersek savaşını takip eden yıllarda Balkanları yine kana bulayan Sırplar, Kosovada ki bu mücadelenin de taraflarından biri olarak Kosovayı kontrollerinde tutmaya uğraşmışlardır . Sırplara karşı Arnavutlar mücadelelerini sürdürmüş ve 1999 yılında NATO’nun müdahalesi ve AB yardımı ile Sırpları durdurmak mümkün olmuştur.

Kosova bu olaydan sonra hayli zor siyasi günler geçirmiştir. Yıllarca NATO’nun idare ve koruması (protectorate of NATO olarak) altında yaşamış ve kendi ayakları üsütnde durmaya çalışmıştır.

 NATO güçleri, bir taraftan Kosovayı Sırp baskı ve saldırısına karşı korurken, diğer taraftan da Kosovalıların, hükümet olmayı , organize olmayı ve kendilerini belli bir verim içinde idare etmeyi öğrenmelerine yardımcı olmuşlardır. Yani Tito’nun 1974 yılında arzu ettiği ve ümit ettiği bu konuma, ançak 2004’lerden sonra gerçekleşebilmiştir.

Kosova, NATO idaresi altında iken üç seçim geçirmiştir. ( 2001, 2004 ve 2007) Bu şartlar ve durum içinde gayret ve çalışmalarını 9 yıl sürdürmüş ve bağımsız olabilecekleri gün için hazırlanmışlardır. Sonunda, 17 Şubat 2008 yılında tek taraflı olarak Sırbistandan ayrıldıklarını ve bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.

Kosova’yı ilk tanıyan ülkelerinin başında Türkiye gelmiştir. Türkiye gibi Kosovayı bağımsız bir ülke olarak tanıyıp, destekleyen ülkeler olduğu gibi, önüne her türlü müşgülü yığmaya çalışan ülkeler de olmuştur. Kosova, Bu güne kadar 70 ülke tarafından tanınmıştır. Sırbistan bu olayı protesto etmiş ve hatta Kosovayı dava ettmiştir. Mahkemeyi 2009 yılında Kosova kazanmıştır.

 Bütün bu mücadele ve badirelerden sonra 12 Aralık 2010 de bağımsız bir ülke olarak ilk genel seçimini gerçekleştirmiştir. Oyların %31 ini alan Haşim Taçi yeniden başkan olarak şeçilmiş bulunmaktadır. Kosova Kurtuluş Ordusunun eski lideri ve uzun 9 yıllık süreçte, Sırplara karşı verilen siyasi, diplomatik ve hukuk savaşlarının baş aktörü olan Haşim Taçi, halkın sevdiği ve saydığı bir lderdir.

 Kosovanın Demokratik Lig’I partisi ( The Democratic League of Kosova) ise %25 ile ikinci ve Kendi Kararını tayin etme Hareketi ( Self Determination Movement) de %17 ile üçüncü olarak seçimden çıkmışdır. Bu son parti genç bir öğrenci liderinin siyasete girmesi ile ivme kazanmış olup, Kosovayı, Arnavutlukla birleştirmeyi hedeflemektedir.

O bölgelerde bizzat araştırma yapmış biri olarak gözlemlenen bir hususu hemen hatırlatmakta yarar görüyorum: Kosova Arnavutları kendilerini hem Makedonya Arnavutlarından ve hem de Arnavutlukta yaşayan Arnavutlardan farklı görmektedirler. Hepsinde de “birleşme” temayülü zannedildiği kadar çok değildir. Bu factor gözden kaçmamalıdır.  

Kosovayı tanımayan ülkeler İspanya, Yunanistan, Romanya, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Slovakya’dır. Bu ülkelerin ifadesi ile, kendi içlerinde oldukça büyük sayıda “azınlıkların” bulunması ve buralarda huzursuzlukların da mevcut olması dolayısı ile tanımayı tehlikeli bulmaktadırlar.  Yani, Kosova olayının kendi azınlıkları için  bir “örnek teşkil etmesinden” çekindikleri için Kosovayı tanımayı red etmektedirler.

Yeni oyunlar ve tehlikeler:

Kosova  2 milyonluk nüfusa sahip küçük bir ülkedir. İsmi KOSOVA dır. Buna rağmen bir çok Avrupalı, kasten ona Kosovo demektedir. Bu eski bir Sırp eyaleti iken Kosovo of Serbia anlamında yani Sırpistanın falanca eyaleti anlamında kullanılan bir yazılış şeklidir. Olayın esasını bilmeyenler de, bazı Avrupalı yazarların kasıtlı olarak bu tarzı kullandıklarını bilmeden, onları takliden “Kosovo” demektedirler. Gazeteler de bu hatayı yapmaktadırlar. Bu yalnıştır ve kasten yapılmış bir tuzaktır.

Diğer bir sinsi gelişme de Haşim Taçi’ye karşı yürütülen yıpratma kampanyalarıdır. Savaş sırasında her türlü gaddarlığı ve hukuk dışı davranışları uygulayan Sırplar, hiçbir şekilde yıldırıp, yenemedikleri Taçi’yi şimdi “dedi-kodu kampanyası ile” yıpratmaya çalışmaktadırlar. Taçi’nin başını çektiğibazı grupların “ uyuşturucu ve insane organı kaçakçılığı yaptığı türünden” dedi-kodular yaymaktadırlar. Bunun hakikatle ilgisi olmayıp, bilinçli bir kampanyanın parçasıdır.  işin en garip ve acı yönünün de, asıl Sırp’ların bu metodları kendilerinin  kullandığı ve yıllardır bunların bilinmekte olduğudur. Yani kendi çamurlarını başkalarına atarak, “çamur siyaseti” uygulaması başlatmışlardır.

Herşeye rağmen bu küçük ülke, Avrupa Birliğine ve NATO’ya girmek için müracaatlarda bulunmuştur. Son seçimin de gayet olgun ve hadisesiz geçmiş olması ve  gözlemcilerin bu konuda ki iyi raporları da, bu katılım yolunda ki gayretlerine  yardımcı olacaktır. Dolayısı ile düşmanlarının yeni metodlarla saldırmaları pek de garipsenecek bir durum değildir.

Sonuçta,  Kosova ve Balkanlarda birçok güzel ve iyi şeyler de olmaktadır.